23 Ağustos 2012 Perşembe

En Tatlı, En Şenlikli Bayram...

Kız Kulesi ile aşk tazeleyerek başlamıştık bayrama.








Lüleburgaz'da köy kahvaltısı, Çorlu'da kahve molası, Yeni Çiftlik'te erik rakısı derken birde baktık ki gelivermişiz kızancıkların düğününe:) Haydee.!






Şenlikli, bol kahkahalı Trakya maceraları ibibikler öterken geride bırakılarak İstanbul'a dönülür, İstanbul'a en güzel tepeden bakıp, en saklı bahçede közde Türk kahvesi içilerek bayram finali yapılır. Gelecek program : Yakında bu sayfada:)))













13 Ağustos 2012 Pazartesi

Trakya'da "Leyla" Bir Pazar Günü:)







Turgutbey Köyü'nün kokulu enfes üzümleri, Darülşifa'nın her derde deva müzikleri, Selimiye'nin görkemiyle sarhoş oluş, balıkpazarında ciğer tava ziyafeti, Kavala kurabiyesi ile tatlı bir mola ve Meriç'in kıyısında en köpüklü kahveyle günün finali. En özel, en "Işık"lı pazarımın özeti.. :)



17 Temmuz 2012 Salı

Karadeniz'de bir leyla... :)))
















Reyhan Sultan ile 7 yıllık dostluğumuzda birçok güzel şey paylaştık, bunların hepsi İstanbul'da olmuştu. Sınırlı zamanlara tiyatro seyretmeyi, İstanbul'u gezip fotoğraflamayı ve daha bir çok şeyi sığdırdık. Ve her defasında da birbirimize doyamadan ayrılmıştık.

Ve yine aynı şey oldu:)

Reyhan Sultan hep Samsun'a çağırıyordu, ama öyle bir iki günlüğüne değil, bir hafta, belki daha fazla.. Böyle söylemekte ne kadar haklıymış, gerçekten bir bildiği varmış:) Ah leyla ben, sanki niye daha önce fırsatını bulup kaçmamışım ki Samsun'a:))) ( bu arada leyla benim sahne adım )

Yine dardı vakitler ama kahkalar, gülücükler genişti... Sohbetler keyifli, geziler eğlenceli.

Öyle güzel anılar birikti ki, öyle güzel şeyler öğrendim ki bu muhteşem insanlardan.

Sanırım öğrendiklerimin en başında fön çekmek geliyor:))) Eh emir büyük yerden, sıkıysa öğrenme, zavallı Murat Abi şimdi seni daha iyi anlıyorum:)

Bir de ayakkabı maceramız var ki... Burada hiç yok ya, kalk git Samsun'dan ayakkabı al, ama alırken söylediğim şey geçerli, giydirmeye birinin gelmesi şart:)

Birlikte içtiğimiz ev yapımı limonatanın, o enfes alman pastasının, Yeşilırmak kenarındaki balık ekmeğin tadı ise hala damağımda. Tabi daha simitler, dondurmalar, biberler, Kantin'in pide ekmeksiz döneri, Nurşen'imin muhteşem çorbası, pideler, türk kahveleri, dalından yediğimiz erikler, dutlar, yemişler, kaçan otobüsün şerefine yenilen sütlü mısırlar var. Liste böyle uzar gider.

Ve gelelim Samsunlu çılgın fotoğrafçılara...

Ekibin bir kısmını Cumartesi bir kısmını da Pazar günü tanıdım.


Reyhancım başta olmak üzere her biri birinden renkli, neşeli, muzip sevgi dolu, güler yüzlü, ne eğlenmeye, ne fotoğraf çekmeye doymayan dünya tatlısı insanlar..

Ünye'ye gidiş ve dönüş yolunda arabada girilen gülme krizleri, Ünye sahilindeki mısır ve sürpriz dondurma partisi. Kadılar Yokuşu, Aydede Anaokulu ve Göbü Köyü'ndeki fotoğraf çekimleri. Ünye Müze Evi'ndeki Sabit Kalfagil söyleşisi.

Ünye'deki şenlik Cumartesi günü yaşandı, şenliğin devamı da Pazar günü At Çiftliği dönüşündeydi. Önce Seçkin Abla'lara Murat Abi ile face şakasıyla bir giriş yaptık, sonrası geldi zaten..

Birde uğrayacağımız her eve yaklaşırken Murat Abi'nin inmeyin gidiyoruz uyarılarına rağmen her birine gidip oturduk ya, bu daha da hoştu. Böyle diye diye sanıyorum 4 ev gezmesi yaptık:)

Samsun'da öğrendiğim bir şey daha; Samsun'da insanlar eve dönüyoruz dediklerinde sakın inanmayın, onlar için aslında eğlence daha yeni başlıyor:) En azından çılgın fotoğrafçılar ekibi için durum böyle:)



Dört dörtlük muhteşem bir dört gün...

Hayatımın en özel zamanlarından biriydi, kendimi hiç bu kadar özel ve mutlu hissetmemiştim. Hani Özen Yula demiş ya "Güldüklerinizle yaşayın, yaşadıklarınızla gülün. Ömrünüze bereket gelsin" işte sizlerle olmak tam da böyle bişey... Aranızdaki bu özel bağ, gönül dostluğunuz hiç bitmesin ve nazar değmesin.

Şu hayatta siz gibi dostu olana ne mutlu.

İyi ki varsınız, en kısa zamanda çok daha çılgın maceralarda buluşmak dileğimle:)

Kalbini Samsun'da bırakmış İstanbul'daki bir leyladan sevgilerle.. :)))

18 Haziran 2012 Pazartesi

SANAT MARATONU İLE 16-22 HAZİRAN'DA SUSMAMAYA DEVAM!









‎16 Haziran Cumartesi Saat 17.00 itibariyle Selamiçeşme Özgürlük Parkı'nda çok önemli ve özel bir SANAT MARATONU başladı. Susmadığımız, uyumadığımız, ileride çocuklarımıza anlatacağımız çok özel bir şenlik bu.

Sahne hiç boş kalmıyor, en güzeli de bu, siz sahneye gelin, gidin ama sahne asla susmuyor, sanatçılarımız, bizler hep birlikte susmuyor, uyumuyoruz.

Tabi bir de hep susan, hep uyuyanlar var:))) Demek ki vicdanları rahat, ama unutulmasın ki tüm bunlar sahnelerimizin hiç sessiz kalmaması için yani hepimiz için.

Cumartesi gecesi sahnede kimilerini hala seyrettiğim, kimilerini özlemle andığım birçok tiyatro oyununun şarkılarını sahnedeki sanatçı büyüklerim, onların arkasından gelen genç oyuncu dostlarımdan dinlerken şunu düşündüm. Ben iyi ki tiyatroyla büyümüş, iyi ki tiyatroyla öğrenmiş, iyi ki tiyatroyla üzülmüş, iyi ki tiyatroyla gülmüşüm. Çünkü tiyatro umut ve yaşam kaynağım. Sanatçılarımızla bugüne kadar olan her etkinlikte, eylemde elimden geldiğince yanlarında olmaya çalıştım, çalışıyorum. Onlarla bir arada olmak, konuşmak, paylaşmak o kadar kıymetli ki benim için.

Cumartesi günü uyumadan günü doğurmak ve yeni güne GÜNDOĞARKEN ile başlamak da ayrıca güzel bir sürprizdi.

Her gece göğe fenerleri uğurlamak, her gün doğumunu yeni bir sürprizle, umutla karşılamak istiyorsan sende gel bizimle seyreyle bu cümbüşü..

İyi ki varsın canım tiyatrom, kimse dokunmasın sana, sanatçılarımıza..

Ülkenin Tiyatrosu Yok Edilemez, İzin Vermiyoruz, SUSMUYORUZ!

Bir Tiyatro Delisi’nden Sevgilerle!







6 Haziran 2012 Çarşamba

Islandık ama SUSMADIK!

Dün akşam 1. perdenin sonuna doğru bastıran, deli gibi yağan yağmura rağmen ne oyuncular ne de biz seyirciler sahneyi terketmedik.

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz'ı seyretmeye açıkhavaya gelen tüm serseriler sahnedeki serserilerle birlikte ıslandı ama SUSmadı, SUSMAYACAK!

Tiyatromuza Dokunamazsınız, bilmem anlatabildik mi ?

7 Haziran'da Şark Dişçi ile bir kez daha SUSMAMAYA var mısın ?



4 Haziran 2012 Pazartesi

Susmadığımız Geceler İstanbul Efendisi'yle Devam Etti!

Dün akşam açık havaya İstanbul Efendisi'ni seyretmeye gelen yüzlerce kişi bir kez daha gösterdi ki tiyatro sahnelerinin bir tek sahibi var o da sanatçılar. Ve seyircinin istediği tek şey tiyatrosundan, oyunlarından mahrum kalmamak, pankartlar bu yüzden açıldı, alkışlar bu yüzden hiç susmadı.

Eğer tiyatro sahnelerimizde oyunlarımızı seyretmeye, sanatçılarımızı alkışlamaya devam etmek istiyorsak, tiyatro seyircisi olarak bu desteği dün olduğu gibi bundan sonraki her etkinlikte sanatçılarımızla yan yana durarak "etkin" bir şekilde göstermeliyiz.

3. buluşma yarın akşam Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz ile devam ediyor:)

SUSmuyoruz! SUSMAYACAĞIZ!

Ve Harbiye Açık Hava Tiyatrosu'nda Susmadığımız Müzikalli Geceler Başladı!

Tamam kabul ediyorum ben bir deliyim, çok leyla ve bir o kadar da aşığım. Ve bu akşam delirttiğim bütün dostlarımla açık havanın açılışını yapıyoruz, kimi ilk kez, kimi benimki sayısını unutmuş bir şekilde yine ayakta alkışlayacak Lüküs Hayatı ve diğer oyunları. Biz bu akşam aslında sadece açık havada oyun seyretmenin keyfini yaşamayacağız, bu akşam ve diğer akşamlar açık havaya gelen herkes aslında "Ülkenin Tiyatrosu Yok Edilemez!" demiş olacak bir anlamda.

Bu aşktan mahrum kalmak istemiyorsan sende katıl bize!

Tiyatro sahneleri sadece seyirciye ve sanatçısına aittir. Yaşasın Tiyatro, Yaşasın Özgür Sanat!

Tiyatro seni sevmek aşkların en güzeli!

***


Son yıllarda açık havada seyrettiğim en uzun, en eğlenceli, en sürprizli Lüküs Hayat'tı. 6 kez "ah verelim, vah verelim" şarkısını tüm açık havayla söylemenin keyfi ise bambaşkaydı. Şimdi sırada İstanbul Efendisi var, ben ve delilerim her zamanki yerimizde C blok birinci sıradayız:) Pazar akşamı hep birlikte "ülkenin tiyatrosu yok edilemez" demek için bekleriz efendim:))

SUSmuyoruz!